Sirtaki | Hasapiko | Hasaposerviko | Zeybek | Zeybetiko | Sirto'lar

Bir çok kişi büyük bir ihtimalle karşı çıkacaktır; ama yine de ben efelik konusundaki şahsi düşüncelerimi ifade ederek başlayacağım bu bölüme;

Efe 'liğin temelinde haydutluk, eşkiyalık vardır diye biliyorum. Feodal yapı içerisinde, haklı ya da haksız, bazen ağalarına karşı, bazen egemen idareye karşı, bazen de topluma karşı işledikleri suçlar sonrasında, ceza almamak için ya da bulundukları çevre içerisinde barınamadıkları için dağa çıkan (ya da kaçan) kişilerin oluşturdukları çeteler, efeliğin, efelik kültürünün başlangıç noktasıdır. Çete elemanları, liderleri konumundaki "Efe" ye bağlı durumdadırlar. Efe'ye yakın olanlar "Zeybek", diğer üyeler ise "Kızan" olarak isimlendirilirler.

Çeteler adam kaçırarak, baskınlar düzenleyerek ve hükümet kuvvetleriyle çatışarak, bıçak sırtı bir yaşam sürerler. Çeteler sadece hükümet güçleriyle değil, birbirleriyle de çatışırlar. Hatta çete üyeleri ile çetenin efeleri arasında da anlaşmazlıkların çıkması son derece doğaldır. Bu nedenle de, efelerin yaşamları çoğu kez trajik ölümlerle, pusularla , tuzaklarla son bulur.


Kurtuluş savaşı öncesinde, Yunanlıların İzmir 'i işgal etmesi sırasında; İzmir bölgesindeki bazı çeteler yunanlılara destek verirken; bu çetelerle aralarında husumet bulunan ya da yeni hükümete (Mustafa Kemal Paşa'ya) karşı sempati besleyen diğer çeteler yunan işgalinin karşısında dururlar. İşte bu karşı duruş ve tabi ki arkasından gelen zafer, çetelerin meşrulaşmasına, birdenbire çetelikten efeliğe, kahramanlık statüsüne geçmelerine sebeb olur.

Bugün artık bir çok kavram iç içedir; bir çok kaynağa göre, söz konusu çetelerin her bir mensubu bir efedir. Bazı kaynaklara göre de liderleri efe, diğerleri zeybek 'tir yani kızandır. Aslında bizi bu noktada asıl ilgilendiren onların yapıları değil, danslarıdır.



Kurtuluş Savaşı sonrasında kahraman ve efe sıfatlarıya payelendirilen zeybekler, muhtelif şölen, festival ve bayramlarda, sadece silah atarak değil, aynı zamanda dans da ederek gösterilerini süslendirdiler. Onların yaptığı dansa da doğal olarak "zeybek dansı" adını verdik.

Zeybek dansının asıl kökeni Kurtuluş Savaşına değil, çok daha eskilere dayanır. Bir görüşe göre bu dansın ortaya çıkışı bağbozumu şenlikleriyle ilgilidir. Çok çok daha önceki yilların Anadolusunda, üzüm ve şarap üretimi bazı özel şölenlerle kutlanılırdı. Bu tür şölen ve festivallerde de, üzüm ezme eylemini taklit eden danslar yapılırdı.

İşte bu nedenledir ki, bugün zeybek adıyla bildiğimiz dans; sadece Analodu'da değil, Yunanistanda, Ege adalarında ve balkanlarda farklı farklı isimlerle, ve de farklı ama birbirine yakın figürlerle oynanmaktadır. Hatta, başta zeybek dans grupları olmak üzere, bu dansı yapanların başlarına bağladıkları oyalı ve işli bir takım süslemelerin üzüm taneleri, üzüm salkımları ve asma yaprakları gibi bir takım öğeleri simgeledikleri bilinir.


Yüzlerce farklı Zeybek oyunu olmasına rağmen, genel olarak bakıldığında Zeybek dansları görkemli, erkeksi, efe'msi figürlerin sergilendiği solo bir karaktere sahiptir ve doğaçlamaya da son derece açıktır. Bununla beraber, hemen hemen bütün zeybek gösterilerinde, doğaçlamanın olmadığı, çalışılmış figürlerin sergilendiği, folklorik bir havanın hakim olduğu danslar seyrediyoruz. Standart figürlerin dışına çıkılması ya da doğaçlama yapılması, maalesef halk dansları konusunda uzman olan bir çok kişi tarafından şiddetle eleştirilmekte; dansı güzelleştirebilecek yenilikler "yazma", "uydurma" gibi kelimelerle yok edilmektedir. Ne yazık ki, böyle bir yaklaşım dansdaki yaratıcılığı öldürmekte, zeybek dansının gelişimini engellemektedir.

Zeybek dansında, zeybek karakteri ön plandadir. Ortada dans eden efedir. Davul ve zurna çalar ama, aslında Efe davula değil, davul Efe 'ye uyma durumundadır. Serbest bırakın Efe'yi, o dansını etsin, siz de tempo tutun ve onun dansına uyun !!